CHP, MHP ve HDP, "taşeron işçilerine kadro vereceğiz" dediler. Kasım seçimlerinde kervana AKP de eklendi.
AKP, yönettiği kamu kurumlanna ve belediyelere, idarenin görevini saf dışı bırakacak ölçüde taşeronluğu yaymıştı. CHP, MHP ve HDP için ise, "madem niyetiniz var, yönettiğiniz belediyelerde niye taşeronluk var" diye sormadı işçi.
Taşeron işçisi sayısı 4 milyona yaklaşmıştı, aileleriyle birlikte 910 milyon seçmen ediyordu. Oyları seçim sonuçları için önemli idi.
AKP'nin taşeron işçilerinin haklarını ortadan kaldırma yönündeki adımları da unutuldu. Taşeroncu partilerden taşeronu kaldırmasını bekledi işçi. Hem AKP, hem diğer taşeroncu partiler sıkıştılar. Taşeron işçileri artık seslerini çıkarmaya başlıyordu. Daha da ötesi mahkemeler, bu partilerin yönettiği belediyelerin ve hükümetin önüne yüklü parasal faturalar çıkarıyordu.
Özellikle de iktidar partisi, zor durumda idi. İş yasasındaki "asıl işin taşerona verilmeyeceğine" dair hüküm hem ihale açarken zorluyordu, hem de devlet kadrolarını tasfiye ederek onlann yerine çalıştırdığı taşeron işçisi gözünü açmaya başlamıştı.
Kasım seçiminden sonra da AKP, balonlara devem etti. İki ay oyaladı işçiyi.
Yasalarla oynayarak işçi aleyhine yaptığı düzenlemeler de yetmiyordu.
2005 yılında 5393 sayılı Belediye yasasını çıkarmış, belediye asıl işlerinin hemen hepsinin taşerona verilebileceğine dair kamun çıkarmıştı, ama yetmezdi.
İşçi aleyhine ikinci hamle, iş müfettişliğine başvuran taşeron işçisinin hak kazanmasını zorlaştırmak idi...
İş müfettişinin düzenlediği muvazaa tespit raporuna işveren, 6 işgünü içinde itiraz edebilirdi. İtirazın görüşüldüğü İş Mahkemesinin kararı kesindi. 2014 Eylül ayında çıkardıkları torba yasa ile işverenin itiraz süresini 6 işgününcen 30 işgüne çıkardılar. Yerel İş mahkemesinin kesinleşen kararına da itiraz etme olanağı sağladılar, Yargıtay yolu açtılar.
İş müfettişliği yolunu böylece zorlaştırdılar.
Üçüncü hamle, kesinleşmiş yargı kararlanndan kurtulmak, işçinin yargı yoluyla kazandıklarına el koymak idi.
Karayollarının 9 bine yakın işçisinin yargı kararı ile kazanılmış hakları vardı, başka davalar da kesinleşmek üzere idi.
Mahkeme kararını, üç yıla yakın süre Karayolu işçisinden gizlediler. Ama sonunda öğrendi işçi. Yargı, Karayolu ihalelerinin hileli olduğunu saptamış, taşeron işçisinin işe girdiği tarihten itibaren asıl işverenin işçisi sayılması gerektiğine hükmetmiş, her işçinin 70-80 bin lira ücret alacağı doğmuştu.
Garibim işçinin mahkemece kazanılmış kadro hakkını, Hükümetin lütfuna dönüştürdüler. Ayrıca, "lütuftan" yararlanmak bile, para alacağından vazgeçme şartına bağlandı. İşçiye feragatname imzalatıldı. Böylece 9 bine yakın işçinin, işçi başına alacağı olan 70-80 bin lira gasp edildi.
Dilekçeleri cebine koyan Başbakan Haziran seçimlerinden önce, mahkemenin sağladığı kadro hakkını seçim şovuna çevirdi. Gasp edilen paralarından sonra, kadro hakkında da işçinin oyuna getirileceği anlaşılıyordu.
'Öyle de oldu. Hükümet, mahkeme kararına uygun olarak "emsal kadroyu" vermek yerine, taşeron işçileri için asgari ücretin biraz üzerinde maaş alacakları üçüncü bir grup yarattı.
Karayolu işçisine oyun üzerine oyun oynanmış, mahkeme karan pula çevrilmişti.
Şimdi de hükümet, "hangi işin asıl iş olduğunu saptamak için zamana ihtiyacımız var" diyerek altı ay erteledi kadro sorununu.
Oysa hukuk çok açık... "Bir işyerindeki mal ve hizmet üretiminin esasıyla alakalı işler asıl iştir." Hukukun bu kadar açık şekilde tarif ettiği asıl işi saptama bahanesiyle kazanılan zaman, taşeron işçisinin kadro beklentisini soğutmak içindir.
Taşeron işçisinin yasalardan doğan veya mahkeme yoluyla ulaşabileceği hakları kısıtlamak ve asıl iş tarifini daraltmak istiyorlar.
Böylece, hem kadro vermek zorunda kalacağı taşeron işçisini olabildiğince azaltmış, hem de emsal kadro yerine, asgari ücretli formüller bulmuş olacaklar.
Oyun budur.
Taşeron işçisi, yasalardan ve Alt İşverenlik Yönetmeliğinden dolayı kazanabileceği haklara ulaşmak için, tez elden yargı yoluna başvurmalıdır.